Kullanıcı Adı:
sportif hareketler

İnsan Farklı Şeyler Yapmak İster. Mesela Dağları Aşmak Gibi?

Yazarı

09.07.2009 09:58:29

Bu haftalık sizden müsaade istiyorum ve fitness'a, fit olmaya ara veriyorum. Size doğayı seven, doğada spor yapan veya yapmak isteyenlerin ilgisini çekecek bir yarıştan bahsedeceğim. Henüz yorgunluğunu üzerimden atamadığım, kaslarımın sınırlarını zorladığım ve hala gözümden uyku akmasına sebep olan bir yarış: Anadolu Dağ Aşma Maratonu (ADAM). Doğa Araştırmaları, Sporları ve Kurtarma Derneği'nin (DASK), Bolu Aladağlar'da 3-5 Temmuz'da 10.'sunu düzenlediği ADAM'a ilk kez geçen yıl katılmıştım. Macera yarışlarının müdavimi olarak ADAM'a katılmak benim için hayatımın olmazsa olmazları arasına girmişti. Zaman yaklaştıkça da heyecanım artmış ve tüm hazırlıklarımı tamamlamıştım. Geçen yıl olduğu gibi bu yılda vazgeçilmez ortağım Murat'la katılacaktık. Ancak ADAM'a hazırlık olması için katıldığımız Likya Macera Yarışı'nda Murat'la beni kötü bir sürpriz bekliyordu. Takım arkadaşım talihsiz bir kaza geçirdi ve sakatlandı. Kalıcı bir sakatlık olmadığı için şanslıydık. Ama ADAM'a birlikte katılamayacak kadar şanssızdık. “Bu yıl dağı aşamayacağım? derken şans yüzüme güldü ve tesadüfen karşılaştığım eski kurt dağcı Kurtuluş'la yolum kesişti. Kurtuluş'un ne kondisyon ne de mental olarak iyi bir hazırlığı yoktu.Üstelik ayağında da küçük bir rahatsızlık vardı ama ne de olsa ‘'eski kurttu?. Hazırlığın ilk ve en önemli aşamasını tamamladıktan sonra, yeni takım arkadaşımla yanımızda götürmemiz gereken pusuladan çadıra kadar tüm malzemelerimizi tamamladık. Eksik olmamalıydı. 3 Temmuz'da öğleden sonra, motivasyonumuz ve konsantrasyonumuz son derece yüksek olarak yola çıktık. Yol boyunca aklımızda ve dilimizde sadece yarış vardı: Nelere dikkat edilecek? Geçmişte hangi hatalar yapılmıştı? Amacımız ise belliydi: Hata yapmadan yarışı bitirmek. Hava kararmadan festival havasındaki ana kamp yerine vardık. Kurtuluş'la benim yaş ortalamam 45 (53+37=90) olunca tercihimiz orta parkurdan yana oldu. Kaydımızı yaptırdık ve çadırımızı kurduk. Saat 22:00'de DASK yetkilileri tarafından yarış brifi verildi. Bu esnada biz de gözlemlerimizle rakiplere dair analizimizi yaptık. Yarışmaya katılanların çoğu Ankara ve İstanbul'dan gelen orienteering sporcularıydı. Kısacası yarışın kaderini belirleyecek, harita okuyarak ve pusula kullanarak ilerlenen bu yarışta orienteering sporcusu olmak çok önemli bir avantajdı. Ve 4 Temmuz sabahı saat 05.00'te yarış başladı. İkişer dakika ara ile takımlar çıkış yaptılar. 2 günlük dağ etabında bizi, yüksekliği 1500 - 2400 m arasında değişen, orta parkurda kuş uçuşu 30 km'lik bir koşu bekliyordu. Åzüphesiz yarışın en önemli bölümü, çıkış öncesinde haritanın elimize verilmesiydi. Haritada koordinatlar, özel bir ölçüm cetveli (minkale) ile işaretlenerek tekrar tekrar kontrol edildi. Küçük bir hata, dağlık arazide hazin sonuçlara sebep olabilirdi.10 dakikada koordinatları belirledik ve 05.44'te yola koyulduk. İlk noktaya doğru ilerlerken ister istemez, “Gittiğimiz yön doğru mu?? sorusunu da aklımızda taşıyorduk. Doğru yolda olduğumuzdan emindik. Ama yarım saat sonra emin değildik. Birçok yarışmacı da olan ilk hedef sendromunu içten içe bizde yaşıyorduk. Hata yapmıştık. Bu hata bize 20 dk kaybettirdi. Zaman kaybına, yaş ortalamamızın yüksek oluşuna ve fiziksel olarak bizden üstün olanlara aldırmadan 2. noktaya doğru ilerledik. Adrenalimiz yükselmeye, yarışın havasına iyice girmeye başladık. 3. ve 4. noktalara mümkün olan en doğru ve stratejik yoldan vardık. Yarışın ilk gününün kırılma noktası ise 5. nokta bizi bekliyordu. Çoğu takıma “Her şey buraya kadarmış? dedirten 5. noktaya ulaşmak için risk almayıp uzun yolu seçtik. Ancak yol ilerledikçe seçtiğimiz yolun çok uzun olduğunu ve doğru bir seçim yapmadığımızı anladık. Yarışın 6. saatini geride bırakırken, hedefe varmak için oldukça dik bir yamaca tırmanmak gerekiyordu. Yamacı tırmandığımız zaman hedef görünüyordu ve bir anda tüm yorgunluğumuz yok olmuştu. Ancak hedefe vardıktan sonra 5 dk mola vererek çantamızdaki sandviçi yeme ihtiyacımız kaçınılmazdı. Artık ara kampın ateşinde içilecek çayın ve çorbanın hayali ile ilerlemeye başlamıştık. İlk günün sonuna doğru, 6. nokta için pusula yardımıyla yönümüzü belirledik. 6. hedefe ve sonrasındaki ara kampa varmak için iki seçeneğimiz vardı: Ya yolu kullanıp mesafemizi 3 kat artıracak ya da dağın yamacından diğer dağın yamacına sık çalılıklar arasından geçerek hedefe ulaşacaktık. Zaman önemliydi ve biz 2. seçeneği tercih ettik. 6. nokta bir yaylaydı. İşte doğa yine sürprizini yaptı ve çiseleyen yağmur ile gök gürültüsü arasında, dikliğini sonradan fark edeceğimiz yamaçtan yaylaya doğru kendimizi salıverdik. Artık ara kampa dönüyorduk ama indiğimiz yamacı çıkmamız farzdı. Eski kurt dağcı ortağım Kurtuluş'un gösterdiği, şu anda adını hatırlayamadığım tırmanma tekniğiyle küçük zigzaglar çizerek yamacı tırmandık.Artık yağmur da şiddetini iyice artırmış, ara kamp öncesi güzel bir duş yapmamızı sağlamıştı. Artık ara kamptaydık ve yola çıkalı tam 9 saat olmuştu. İmzamızı attık ve kamp ateşinin başına gittik. Hem çok yorgunduk hem de yağan yağmurun etkisiyle üşüyorduk. Çayımızı ve çorbamızı içtik. Saat 21.00'de 2. gün brifi verildi ve 3. olduğumuzu öğrendik. Takım arkadaşımla göz göze geldik. Konuşmamıza gerek yoktu. İkinci gün ne yapmamız gerektiğini gayet iyi biliyorduk. Saat 22.00'de çadırımıza girmiştik. 9 saat sırtımda taşıdığım yaklaşık10 kg malzemenin, sırt kaslarımda yarattığı dayanılmaz ağrılar yaşıyordum. Kas gevşeticilerin, derdime derman olamadığı bu acılı durum, sadece 2 saat uyumama izin verdi. Kurtuluş'ta aynı hesaplaşmayı bileğiyle yapıyordu. Bedenimizin sınırları zorlanmıştı artık. Ama en iyi dersler acılardan çıkarılır. Bir sonraki yarışta “yükte hafif pahada ağır? malzeme seçimi şart olacak. İkinci günün sabahında, yine harita üzerinde koordinatlar belirlendi ve sabah yarışın halihazırda 3.'sü olarak yola çıktık. Kamptan çıkarken, son gelen ilk çıkar kuralı esas alındı. Hataya yer yoktu; hız ise kaçınılmazdı. İlk nokta sendromunu ise ilk gün atlattığımız için 1. noktaya gelindiğinde birçok rakibi geride bıraktığımızı gördük. Ardından 2. noktayı da tereyağından kıl çeker gibi tamamladık. Ortağımdan bileğinden dolayı koşmasını beklemek haksızlık olacaktı. Ama kendisi, hatırı sayılır şekilde hızlı yürüyordu. 3. nokta yani bugünün kırılma noktasına gelip çattık. Seçeneğimiz yine aynıydı: Garantili yol mu, riskli yol mu? Göz gözü görmeyen bir sis içerisinde risk alma günü bugündür diye düşündüm. Beynim yorulmuş ve bana tuzak kuruyordu. Ama takım arkadaşımın uyarısıyla doğru yönü son anda bulduk. 3. noktaya varan 2. ekiptik. Artık Kurtuluş ayak bileğinin ağrısını unutmuş son noktaya doğru koşuyorduk. Artık haritaya bakmıyorduk, yol dümdüzdü. 4. noktaya varmadan önce son rampayı bile neredeyse koşarak çıktık. 4. noktayı aldıktan sonra dağın yamacından mutlu sona doğru kestirme yaparak devam ettik. Bu bize, önümüzdeki takımla aramızdaki 5 dk'lık zaman farkını kapatmamızı sağlayacaktı. Bitiş noktasına vardığımızda bizi DASK ekibinin gönüllülerinin, alkış, ıslık ve düdük sesi eşliğindeki cümbüşü bekliyordu. DASK ekibine ve destek veren herkese sonsuz teşekkürler. Saat 09.30'du ve biz kendi kategorimizde 2. günü 1'ci tamamlamıştık. Ancak 1. gün kaybettiğimiz 1 saatlik zamanı kapatamadık. İkramı bol ödül töreninin zamanı gelip çattı. 3.'lük kürsüsüne çıktık ve ADAM'ın dağcı kupasını elimize aldık. Gururluyduk. Ama kürsüde olmamız çok önemli değil, bu yarışı bitirmek en önemli gurur kaynağıydı. Yarışma sonunda bazı yarışmacılar bitirememenin hüznünü yaşarken; bitirenler aksak yürüyüşleriyle, yüzlerinde yarışı bitirmenin haklı gurur ve mutluluğunu taşıyorlardı. DASK'ın sloganında olduğu gibi Türkiye'nin cennet köşelerinden birinde, sadece ayak izlerimizi bırakarak, 2 güne sığdırdığımız birçok anıyla, doğada yaşayan tüm canlılara sonsuz saygı duyarak, yanımıza hafızamızdaki görüntülerden ve bazı fotoğraf karelerinden başka hiçbir şey almayarak, bir Dağ Aşma Maratonu'nu daha geride bıraktık.

Yazara Ait Diğer Yazılar